A topnotch WordPress.com site

haberturk.com , ilk bakıştan itibaren gözü yoran bir tasarıma sahip. Sol üste yerleştirilen logonun altına dikkat çekeceği düşünülen 4 haber kutucuğu yerleştirilmiş. Bunun sol alt kısmında ise, daha büyük boyutlardaki haber fotoğraflarından oluşan slayt penceresi dikkati çekiyor. Haber slayt penceresinin sağ yanındaki hareketli reklamlar ilk bakışta dikkati dağıtıp sayfaya odaklanmayı engelliyor.

3 blogdan oluşan haber sitesinin en sağdaki bloğu nereyse tamamen reklamlara ayrılmış durumda. Başta açıkça fark edilebilen bu 3 blog, sayfada aşağıya doğru inildikçe kendi içinde bölünerek düzensiz bir hal alıyor.

Site, görsel olarak o kadar dikkat dağıtıcı ve düzensiz şekilde tasarlanmış ki bu yazılara da yansıyor. Yazıların renkleri, boyutları ve yerleri kendi içerisinde çok tutarsız. Haberlerin ana sayfadaki başlıkları, habere tıkladığımızda açılan şeklinden farklı. Bu da haber sitesi adına kötü bir intiba bırakıyor. Başlıkların renkleri çok çeşitli tutulmuş; lacivert, sarı, kırmızı ve kimi yerde de beyaz olarak karşımıza çıkıyor. Bunun en fazla iki renk olarak belirlenmesi ve belli bir tutarlılık içinde okuyucuya sunulması gerekirdi.

Yine dikkat çekeceği düşünülen haberler diğerlerine göre büyük puntolar, değişik yazı stilleri ve renklerle ön plana çıkarılmaya çalışılmış. Yapılan bu ufak hile, siteyi karışık bir tasarımdan öteye taşıyamamış. Kullanılan dilin fazla magazinel oluşu da haber üslubuna ve ciddiyetine zarar veren bir nokta.

İçerik kısmına değinecek olursak, sayfanın en üst kısmında haberler , ekonomi, spor, magazin, gündem, dünya, medya, polemik, kültür-sanat, yaşam, sağık, teknoloji, galeri ve video şeklindeki butonlarla kategorilere ayrılmış. Ama sitenin ana sayfasının içerik hakkında bıraktığı intiba bir magazin sitesinden farksız.

Bir haber sitesinin önemli gündem haberleriyle öne çıkması ve içeriğinde de bunların geniş hallerine yer vermesi gerekirken, Haber Türk’ün sayfasını açtığımızda genelde karşımıza ünlülerin özel hayatları ve dikkat çekeceği düşünülen fotoğrafları çıkıyor. Bir haberi okumak için üzerine tıkladığımızda gördüğümüz ise, tıkladıkça değişen fotoğraflardan oluşturulmuş bir galeri.

Site, okuyucuya bilgiyi ulaştırma bakımından sınıfta kalıyor. Herhangi bir haberle ilgili sunulan görseller, içeriği arka planda bırakmış durumda. Hatta öyle ki fotoğraflara boğulmuş haber sayfalarında zaten çok az yer verilmiş olan yazıları bulup okumak çok güç. Site bu haliyle fotoğrafları düzensiz yerleştirilmiş bir albümden farksız.

Navigasyon konusu da içerik ve tasarım kadar kötü. Haber içinde verilen yönlendirmeler, aynı site içerisinde kısıtlandırılmış. Bu da okuyucu açısından referansları yetersiz kılıyor.

Site ile ilgili en olumlu nokta bence, ana sayfadaki tıklamaya gerek kalmadan sadece imleci hareket ettirdiğimizde değişen haber başlıkları olmuş. Okuyucuyu yormadan, haberlere hızlı şekilde göz attırmak için güzel bir yol çizmişler. Ama bu, sitenin genel tasarım ve üslubundaki kusurları örtmeye yetmemiş gibi gözüküyor.

Reklamlar

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, Yalova’daki tersanelerde yaptırdığı 15 yeni yolcu gemisinden 4’ü yıl sonuna kadar faaliyete geçerek, deniz yoluyla taşınan yolcu sayısını yüzde 25 arttıracak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, merakla beklenen yüksek performanslı ilk yolcu gemisini, klas kuruluşlara yaptıracağı son testlerin ardından önümüzdeki günlerde kente getirmeyi planlıyor.

İzmir Körfezine, her 90 günde bir yeni vapur getirmeyi düşünen Büyükşehir Belediyesi, yıl sonuna kadar 4 yeni vapuru hizmete açmış olacak.

Özata Tersanecilik tarafından, karbon kompozit malzemeden üretilen 15 yeni vapurdan ilkinin ismi “Çakabey”, ikincisinin ismi ise “Dokuz Eylül” olarak belirlendi.

Kalan 13 vapurun isimlerini ise İzmirliler belirleyecek.İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında oluşturulacak bölümde öneriler getirecek olan kent sakinleri, vapurların isimlerini de belirlemiş olacak.

Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu konu ile ilgili olarak Hürriyet Ege‘ye yaptığı açıklamada , hem 4 milyon İzmirli ve kente gelecek konuklara süratli ve konforlu deniz ulaşımı hizmeti sunacak olmaktan, hem de Türkiye gemi sanayini bir üst aşamaya yükseltecek bir yatırıma imza atmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

İlke Kumartaşlıoğlu henüz 22 yaşında; ulusal ve uluslararası başarılara imza atmış bir Bocce Milli Takım sporcusu,Marmara Üniversitesi’nde Fransızca Kamu Yönetimi okuyor ama iş hayatına çoktan atılmış durumda. 5 kedisiyle birlikte yaşıyor ve düşük tempolu bir hayat ona göre değil. 

İlke Röportaj fotoğrafı

Spor, okul ve hayata dair başarı grafiğini çok küçük yaşlarda çizmeye başladı.Daha 4 yaşındayken okuma yazmayı, Susam Sokağı Programı ile kendi başına öğrendi. Mahallelerinde park olmadığı için imza toplayıp belediye başkanına sundu ve parkın yapılmasını sağladı. Üstelik bunu yaparken henüz 5 yaşındaydı.  Ailesiyle birlikte Eskişehir’de yaşıyordu.

Küçük yaşlarda sporla uğraşmaya başlayan İlke, 18 yaşında, Bocce’de kendi dalında Dünya çapında ilk gümüş madalyayı elde etti.

İlkokula başlamadan önce ailesiyle birlikte İzmir’e taşındı. Spora ilgisi çok küçük yaşlarda başladı; amatör olarak cimnastik, voleybol ve futbol gibi sporlarla uğraşıyordu.

Her zaman çok sağlam bir spor müsabakası izleyicisiydi. Eurosport’da izlediyip,daha sonra takip etmeye başladığı Bocce’ye aktif olarak lise yıllarında başladı.İzmir Konak Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü‘nün Bocce branşında profesyonel olarak oynamaya başladı. Türkiye ve Dünya çapında elde ettiği başarılara, lise yıllarında tanıştığı Bocce sporuyla imza attı.

Görsel

2009 yılında İtalya’da gerçekleşen Akdeniz Oyunları‘nda, Türk Milli Takımı adına yarışan genç sporcu, Bocce Volo Atışı dalında gümüş madalya ile ülkeye döndü.

Kendisinin ve diğer takım arkadaşlarının başarılıları sayesinde, ülkemizde henüz yeni yeni tanınmaya başlayan bir spor dalı olan Bocce’nin tanıtımına ve güçlenmesine destek veriyor. Bu kadar hızlı yükselişe geçen bir başarı grafiği yakalamışken koyulacak hedeflerin olduğunu belirten Kumartaşlıoğlu ”Aslında altın madalyadan  başka eksiğim yok uluslararası platformda; ulusal bazda da koyduğum tüm hedefleri gerçekleştirdim.” diyor.

Annesi ile takım arkadaşı

İlke’nin başarılarında, özgürlükçü ve güçlü karakterinin oluşmasında ailesinin katkısı büyük. Kızıyla takım arkadaşı olan,bunun yanında aynı spor dalında antrenörlük de yapan Talia Kumartaşlıoğlu, kızı sayesinde bu sporla tanışmış. Türkiye’de düzenlenen müsabakalarda  3 yıl üst üste Volo Çiftler Geleneksel dalında şampiyon olan anne-kız, uluslararası platformda da birbirlerine güç verdiklerini söylüyor.

ilke ve annesi

İzmir’den İstanbul’a

Tüm bu başarıları elde edip sporla uğraşmaya devam eden İlke, 4 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, Fransızca Kamu Yönetimi okuyor. Spor dışında en çok ilgilenmek zorunda olduğu şeyin okulu olduğunu söyleyen İlke, İstanbul’a geldiğinden bu yana, yarı zamanlı olarak çeşitli sektörlerde çalışmış.

2 yıl KafePi‘de garson/barmenlik, daha sonra 8 ay kadar da fitness ve vücut geliştirme asistan eğitmenliği yapmış. Ara ara reklam piyasasında ajans hostesliği de yapan İlke,3 aydır ünlü bir giyim markasında satış danışmanlığı yapıyor. Üniversiteden mezun olduktan sonra insan kaynakları departmanında çalışmayı hedeflediğinden, işi mutfağında öğrenmenin değerli ve önemli olduğunu düşünüyor.

”Sporcu kimliğimi çok sevsem de, ileride bu ülkede hayatımı sporla idame ettirebileceğimi  düşünmüyorum.” 

Spor alanında hedeflerinin büyük çoğunluğunu gerçekleştirdiğini söyleyen İlke, Türkiye’de sporcu olmanın zorluklarını unutmamak gerektiğini belirtti.

Üniversitede son yılı ve kariyer planını büyük ölçüde tamamlamış durumda. Son zamanlardaki hayatıyla ilgili olarak : ”Şu an 5 kedim var ve onlarla ilgileniyorum, ayrıca yarı zamanlı olarak da çalışıyorum,üniversitedeki son senem olduğundan bir yandan tezimi yazıyorum.Açıkçası az yönlü bir hayatım olunca bunalıma giriyorum. Sanırım yüksek tempoda koşturmaya çoktan alışmışım.” dedi.

Bir pazar akşamı, evinizde radyo istasyonlarını dolaşıyorsunuz; şöyle bir anonsa denk geldiniz : ”Sayın dinleyiciler, çok önemli bir haberi sunmak için yayına ara vermek zorundayız.” Elbette bu anons dikkatinizi çeker ve devamında ne gelecek diye  dikkat kesilip dinlerdiniz değil mi? Peki ya anonsun devamında, şehir merkezine doğru hızla gelen cisimlerin tespit edildiği ve bunların Mars’tan gelen, içinde garip yaratıkların olduğu araçlar olduğu söylense? Muhtemelen çoğu kişi haberlerde böyle bir şey var mı diye televizyona bakmak için kumandalara sarılır, yine büyük bir çoğunluk internette olayla ilgili bir şey olup olmadığını kontrol eder, kimi yalnızca güler, bazıları da telefona sarılırdı. 

Böyle bir olay gerçekten yaşandı; hem de 30 Kasım 1938’de. Orson Welles, H.G. Wells’in Dünyaların Savaşı adlı eserini radyo tiyatrosu olarak uyarladı ve bunu radyoda dikkat çekici bir hale getirebilmek için haber bülteni olarak hazırlamayı tercih etti. Anonslar o kadar gerçekçiydi ki,ülkede büyük bir panik ve gerginliğe  sebep oldu.

Görsel

Marslılar Saldırıyor !

Saatler akşam üzeri sekizi gösterirken, Birleşmiş Milletler’in CBS Radyo İstasyonu şöyle bir anons girer: ”Columbia Broadcasting System ve ortak istasyonları, Orson Welles ile Mercury Tiyatro Grubu’nun H.G. Wells’in  Dünyaların Savaşı’nı sunar.”  Anonsun ardından araya bir klasik müzik yayını girilir. Buraya kadar her şey normal gözüküyor, zaten asıl olay bundan sonra başlıyor. Orson Welles, uzaydaki hayat ve dünya dışı varlıklardan söz ederken başka bir spiker yayına girer: ”Sayın dinleyiciler, şimdi aldığımız bir habere göre New York ve Londra üzerinde ışıklı cisimler tespit edilmiştir. Cisimler yaklaşmakta ve ışıklar büyümektedir.”

Görsel

Bunun, radyo tiyatrosu içindeki kurmaca bir haber olduğunu anlayamayan, radyolarını yeni açan veya baştaki radyo tiyatrosu anonsunu dikkatlerinden kaçıran dinleyiciler, haberi ciddiye alırlar.

Araya girilen haber anonsundan sonra müzik yayını bir süre daha devam eder. Spiker bu sefer daha telaşlı bir ses tonuyla,gökyüzünde beliren cisimlerin dünyaya indiğini ve bunların Mars’tan gelen içi tuhaf yaratıklarla dolu araçlar olduğunu söyler. Bu Marslı yaratıkların, başta New York olmak üzere bütün dünyada saldırıya geçtiklerinin de söylenmesi üzerine, dinleyiciler tarafından yaşanan gerginlik, ülke çapında büyük bir paniğe yol açar. Her geçen dakika dinleyici sayısı artar, insanlar panik ve korku içinde birbirlerine haber vermeye ve radyoyu dinlemeye devam ederler. Marslıların korkunç betimlemeleriyle anons devam eder: ”İnanamıyorum! Dışında tuhaf metal bir kaplaması var, tıpkı gri bir yılan gibi. Görüyorum işte orada, bir tane daha,bir tane daha! Oradalar ! Şimdi vücudunu görüyorum, çok büyük neredeyse bir ayı kadar. Ama bu yüz, tarif edilemeyecek şekilde korkunç.”

Ünlü bir aktörün, görgü tanığı şeklinde yayına bağlanıp saldırının dehşet verici boyutlara ulaştığını anlatmasından ardından başka bir aktör de Birleşmiş Devletler Başkanı’nın ses tonunu taklit ederek tüm halkı uyarır. Yardım çağrısı ve çığlıklar eşliğinde program sona erer. Program sona erdikten sonra yeniden radyo tiyatrosu anonsu girilse de, programı baştan sona kadar dinleyip bunun bir oyun olduğunu bilenlerin dışında neredeyse bütün Amerika halkı sokaklara dökülür. Hatta bazı insanlar Marslıları gerçekten gördüğünü iddia etmeye başlar.

Olay, ülke gündemine oturmuş ve medyada büyük yankı uyandırmıştır. Ertesi gün bütün ülke ve gazeteler bu olayla çalkalanır. 6 milyon kişinin yayını dinlediği, bunların 1,7 milyonunun olayın doğru olduğuna inandığı ve 1,2 milyonunun da gerçekten korktuğuna dair haberler yapılmış, Orson Welles’in ülke çapında büyük bir paniğe sebep olduğu manşetlere taşınmıştır.

Görsel

Olayın ardından programın yapımcılarına, CBS’ye ve Orson Welles’e birçok dava açılmış fakat bunun bir radyo tiyatrosu olduğu programın içinde belirtildiği için davalar düşmüştür.

Orson Welles’in bu tiyatro oyunu projesi geniş zaman içinde medyada sıklıkla yer bulmuş hatta bunun üzerine çeşitli medya araştırmaları ve analizleri bile yapılmıştır.

Yalıçapkını Kısa Film Yarışması ,Uluslararası Artemis Film Festivali  kapsamında 13-15 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Yarışma ile İzmir’e dair yeni bir güzellik kazandırmak istediklerini söyleyen  projenin Genel Sanat Yönetmeni Alper Akdeniz, Türkiye’nin en güzel şehirlerinden biri olan İzmir’i bu projeyle daha iyi yerlere taşımak istediklerini de ekledi. Yalıçapkını Kısa Film Yarışması ile başlattıkları bu projeyi, önümüzdeki bir yıllık süreçte uzun metrajlı filmleri de katarak daha da genişletmeyi hedeflediklerini belirtti.

Bu yıl ilki düzenlenecek festivalin jürisinde ise, sinema ve tiyatro dünyasının önemli isimlerinden  Selda Alkor, Şemsi İnkaya, Cansel Elçin, Sema Öztürk, Aydın Bağardı, İlker Barış, Muammer Sarıkaya  yer alıyor.

Kurmaca, deneysel, belgesel, animasyon kategorilerinde sinemacıları ödüllerle buluşturacak olan yarışma çeşitli kısa film gösterimlerine de ev sahipliği yapacak.

yalicapkinik Haber Türk‘ün yer verdiği haberde,  Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan, yaptığı açıklamada yalıçapkını kuşunun  bu festivalle beraber İzmir’in en önemli simgelerinden biri haline geleceğini söylemişti.

Tartan, “Konak Belediyesi olarak sadece Türkiye’deki değil, dünyadaki bütün kısa filmcilere kapımızı açtık. Gelen filmlere bakıldığında, birçok ülkeden katılım olduğunu görmekteyiz. Bunların arasında İran, İspanya, Amerika, İngiltere ve Almanya başı çekiyor. Festivalimize bütün İzmirlileri davet ediyoruz.” dedi